28 Mayıs 2014 Çarşamba

Karelerle Dünya Kupası Klasikleri




Dünya Kupası futbolseverleri her dört yılda bir heyecanlandıran en büyük futbol festivallerinin başında gelmekte. 1930'da başlayan bu güzel furya eğlence, barış, kardeşlik gibi güzel şeyleri de sembolize etmekte. Dünya Kupası denince de akla birçok figür gelir. Yıldız futbolcular, kendine has özellikleriyle bezeli milli formalar, altından yapılma eşsiz güzellikteki kupa... Tüm bunların dışında fotoğraflar da artık Dünya Kupası'nın bir parçası haline gelmiştir. Pele'den Maradona'ya, Cruyff'dan Ronaldo'ya kadar bir çok yıldızın üzüntüsü, sevinci, coşkusu objektifler aracılığıyla ölümsüzleşmiştir. Dünyanın en iyi futbolcularının en büyük kupayı kazanmak için yer aldığı ''Büyük Parti'' İniesta'nın 116. dakikada gözyaşlarına kapılarak attığı golün ardından yeniden başlıyor. Biz de bu ölümsüz anlara yeni kareler eklenmeden hemen önce geçmiş kupaların fotoğraflarıyla kısa bir nostalji turu hazırladık




1930 - Uruguay'da düzenlenen ilk turnuvanın finalinde Uruguay ve Arjantin takımları sahaya çıkarken






1986 - Almanlar finaldeki tatlı-sert savunması ile Diego Maradona'yı savunuyor






1938 - Yarı Final mücadelesi öncesi Almanya ve Çekoslovakya kaptanları tokalaşırken







1966 - Sovyetler Birliği - Almanya maçında Lev Yashin kalede devleşiyor








1966 - Pele Goodison Park'ta Bulgarları çalımlarken






1958 - Kupanın finalinde Brezilya'lı Garrincha'nın topu İsveçli oyunculara kaptırmaya niyeti yok gibi





1970 - İtalyanlar evsahibi Meksika karşısında zafer sevincini yaşarken







1974 - Beckenbauer'in önderliğindeki Almanlar kupayı kazanmanın tadını çıkarıyor







1978 - Cruyff'suz Hollanda finalde ev sahibi Arjantin karşısına çıkmadan hemen önce










1986 - İngiltere ve Arjantin 2. Falkland Savaşı için sahneye çıkıyor









1986 - Arjantin finalde Batı Almanya karşısına çıkarken








1982 - Alman kaleci Toni Schumacher Fransız Pattrick Battiston'un çenesini kalçasıyla kırarken








1982 - Zico ve arkadaşları Maradona'ya geçit vermiyor











1986 - ''Termos kafalı Shilton topu göremedi bile''






1990 - Diego'dan maç sonu büyük ihanet








1994 - Roberto Baggio'nun kaçırdığı penaltı sonrası Brezilyalılar zafer sevincini yaşarken






1994 - Campos kendisi gibi marjinal formasıyla








2002 - Beyler bu gerçek mi ? 









2002 - Çeyrek finalde Ronaldinho kullandığı serbest vuruşla David Seaman'ı alt edip takımını yarı finale taşırken







1998 - Depresif fenomen sırlarla dolu turnuva macerasının sonundayken








1966 - Alman Franz Beckenbauer ve Helmut Haller mutfağı teftişte








1930 - Dünya Kupası'nda mücadele eden ilk Brezilyalılar. Sambacılar kupa için ise 28 yıl daha beklemek zorunda kaldı





1986 - Special Kind of Hero !! 







1930 - İlk Dünya Kupasında bile tribünler hınca hınç doluydu









1950 - İngilizler Maracana'da





1986 - Maradona: '' O benim değil tanrının eliydi !''





1982 - Kaddafi lakaplı Claudio Gentile finalde Alman Pierre Littbarski'yi durdurmanın yolunu bulmuş gibi






1954 - Turnuva boyunca beyninde bir tümörle mücadele eden İsviçre kaptanı Roger Bocquet, İtalyan Giampeiro Boniperti ile para atışında







1930 - Paul Jude kupayı Julet Rimes'in ellerinden alırken







1990 - Roger Milla tarihe geçen gol sevincini yaşarken







1990 - Roger Milla Higuita'nın hatasını affetmeyip peşinden sürüklerken







1990 - İngilizlerin asi çocuğu Paul Gascoigne ve kupanın sembolü olan gözyaşları






1982 - Paul Breitner son kez mücadele ettiği turnuvada Avusturyalı Bruno Pezzey karşısında







1990 - Frank Rijkaard gerginlik yaşadığı Rudi Völler'e arkadan tükürürken







1970 - Zafer sarhoşu Pele ve Rivelino






1990 - Ronald ve Erwin Koeman kardeşler saha dışında kupanın tadını çıkarıyor





1998 - Lilian Thuram ve Del Piero çeyrek finalde mücadele ederken







1982 - Tardelli'nin zaferi kesinleştiren golü sonrası çıldırma anı





1986 - Tanrının Eli'ne bir diğer açıdan bakış








2002 - Depresyondan kurtulan Ronaldo finalde Kahn'ı avladıktan hemen sonra





1986 - Socrates ve Zico Meksika sıcağında güneşin tadını çıkarıyor








1990 - Yugoslavya'nın dağılması sonucu İvica Osim'in bir daha asla bir araya gelemeyen talebeleri







1986 - Almanlar finalde skoru 2-0'dan 2-2'ye getirdikten hemen sonra Arjantinlilerin sinir yaşadığı sinir harbi



1986 - Dönüşte kupayı kazanamadığı için Saddam tarafından cezalandırılacak olan Irak Milli Takımı'nın yedek kulübesi





1994 - Finalin penaltı atışlarında Albertini atışını gole çevirirken





1990 - Maradona ve bir efsanenin gözyaşları






1982 - Ben Diego , Siz Hepiniz !!




2006 - Dünya Kupası tarihinin en sert kafa vuruşu Zidane'dan geliyor







2006 - Hırs, Mücadele ve Öfke







2010 - Suarez: Maradona'nınki Tanrının Eli oluyorsa benimki de Meryem'in Eli









2010 - İniesta 116. dakikada golünü atıp perdenin kapanışını yapıyor

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi'nde Madrid Gecesi


Avrupa futbolunda bir şehirden iki tane başarılı takımın çıkması sıkça görülebilen bir durum. Ancak aynı şehirden iki takımın kıtanın en büyük kupasının finalinde birbirine rakip olması pek fazla görülebilecek bir durum değil. Cumartesi akşamı 21.45'de Madrid'in iki büyük takımı arasında oynanacak maç sonucunda Avrupa'nın en büyük kupası sahibinin ellerinde yükselecek. Taraflara göz attığımızda Real Madrid futbolun en büyük markalarından birisi konumunda. Tarihi boyunca elde ettiği başarılar, kadrosunda bulundurduğu yıldızlar, endüstriyel futbolun emekleme döneminde yaptıkları katkılar eflatun beyazlıların bugünkü statüsünü kazanmasında başrolü oynadı. 9 Şampiyonlar Ligi, 2 UEFA, 32 La Liga ve 19 Kral Kupası kulübün elde ettiği kupaların sadece bir kısmı.

2002 yılında Zidane'ın volesinden sonra Real Madrid ilk kez kupanın bir ucundan tutmuş durumda



 Madrid'in diğer yakasına baktığımız zaman aynı başarıları Atletico için söylemek zor. 61-62 sezonunda kazanılan Kupa Galipleri Kupası ve 1974'de elde edilen Kıtalararası Kupanın sonrasında uzun yıllar küresel çapta bir başarı elde edememişlerdi. 1996 yılında ''Deli Başkan'' Jesus Gil ve Sırp antrenör Radomir Antiç ile kazandıkları çifte kupa başarısının ardından kabus gibi sezonlar geçiren takım yıllarca La Liga'nın orta sıraları, kimi zaman da küme düşme hattının biraz üstünde bir grafik çizdi. 2009 yılından itibaren kadrosunda bulundurduğu yıldızlarla yeniden yükselişe geçen Atletico Madrid 2009-2010 ve 2011-2012 sezonlarında UEFA ve Avrupa Süper Kupalarını müzesine götürmüş ve teknik direktör Diego Simeone'nin ellerinde yeniden İspanya futbolunda söz sahibi olmaya başlamıştı. Fakat bu sezon Atleti tam anlamıyla dev bir kulübe dönüştü. Yıllarca Torres, Forlan, Agüero, Falcao gibi yıldızlarını ellerinde tutamasalar da bir şekilde yapılan transferlerle bunu telafi etmeyi başardılar. Bu sezon da Diego Costa, Arda Turan, Koke, David Villa gibi oyunculardan oluşan iskelet kadro Simeone'nin 4-4-2 uyarlaması sistemiyle birlikte başarıyı getirdi. 18 yıl aradan sonra ligin son maçında Arda ve Costa'nın karşılaşmanın henüz ilk devresinde sakatlanıp oyunu terketmesine rağmen ( Oyuncuların finalde oynama ihtimali dahi tehlikeye girmiş durumda)  Barcelona ile 1-1 berabere kalarak kazanılan La Liga şampiyonluğu ve Chelsea safdışı bırakılarak gelinen Şampiyonlar Ligi finali kulübün tarihine şimdiden altın harflerle kazınmış durumda.

Diego Costa bu yıl Atletico Madrid'in hücum yükünü çeken oyuncuların başında geliyor


Cumartesi akşamı Real Madrid 2002 yılında Zidane'ın volesiyle gelen şampiyonluğun ardından 12 yıldır kıramadığı şanssızlığını kırıp kupayı 10. kez müzesine götürmek, Atletico ise rüya gibi geçirdiği sezonu bir mutlu sonla daha bitirmek için sahada olacak.

18 Mayıs 2014 Pazar

Emirates Stadında Yıllar Sonra Zafer Şarkıları



Arsenal denince güzel futbol, sahneye çıkarılan yıldızlar ve 17 Mayıs facialarının yanında akla gelen başka bir şey daha var: Kupa Laneti...

Arsene Wenger'in 90'lı yılların sonunda kurduğu rüya takım 2005'e kadar topçulara harika sezonlar yaşatmıştı. Wright, Overmars, Bergkamp, Henry, Pires, Ljunberg, Vieria gibi oyuncuların taşıdığı takım Manchester United ve Liverpool gibi rakiplerine üstünlük sağlamış ve ortaya koydukları futbolla da taraflı tarafsız tüm futbolseverlerin sempatisini kazanmıştı. 2004 yılında namağlup şekilde kazanılan şampiyonluk sonrası topçular için duraklama çağı başlıyor gibiydi. Bergkamp futbolu bırakmış, Vieria Juventus'un yolunu tutmuş, takımın ağır toplarının ise yaşı ilerlemişti. Fakat Wenger'i Wenger yapan en büyük faktörlerden birisi gidenlerin yerini doldurma konusundaki kabiliyetiydi. Yıllar önce Slyvinho gittiği zaman herkes telaşa kapılmışken yerine Ashley Cole'u sahneye çıkarmış, ardından Cole'un Chelsea'ye gidişiyle Clichy'i kadroya monte etmişti Wenger. Vieria'nın gidişi bile takımı etkilememiş Fabregas gibi bir yıldız kazanılmıştı. Bu hamleleriyle Wenger giden oyunculara rağmen kendisine duyulan güveni hiç kaybetmemişti. Üstelik Henry, Overmars gibi oyuncuları yaşları ilerledikten sonra astronomik sayılabilecek fiyatlarla satarak zekice işler de yapmıştı. Ancak 2005 sonrası gelmeyen başarılar Fabregas, Nasri, Walcott, Van Persie gibi oyuncuların oluşturduğu iskeleti temelinden sarsacak ve takım bir nevi fetret devrine girecekti. Cesc Barca'nın, Nasri ve Clichy ise City'nin yolunu tutarken kendilerine en ihtiyaç duyulan zamanda Song Barcelona'ya, Van Persie'de United'a transfer olup taraftarı hayal kırıklığına uğratmıştı.

Ramsey takımın dirilişindeki en büyük pay sahiplerinden


Gidenlerin yerine yapılması istenen transferler ise inatçı yönetim ve Arsene Wenger'in transfer politikaları nedeniyle bir türlü gerçekleşmiyordu. Ancak sezon başlangıcına kısa bir süre kalmışken Mesut Özil 50 milyonluk bir ücretle takıma katıldı ve taraftar baskısı bir nebze olsun dindirildi. Sezon başında Mesut, Cazorla, Wilshere ve Ramsey'in tuttuğu yüksek form ve alınan başarılı sonuçlar yıllar sonra taraftarların umutlarının yeşermesini sağlamıştı. Ancak devre arasında yapılmayan santrafor transferi (ki Giroud birçok taraftara saç baş yoldurtmuştu) gözardı edilmiş ve takıma sadece Kim Kalström dahil edilmişti. Uzun bir aradan sonra liderlikte söz sahibi olup altı puanlık bir farkla zirveye kurulan Arsenal ikinci devre sakatlıklar ve dar kadronun etkisiyle düşüşe geçti. Ramsey, Wilshere ve Walcott'un yaşadığı sakatlıklara Mesut Özil'in de talihsiz performansları eklenince hezimetler serisi tekrar başladı. Özellikle 6-3'lük City, 5-1'lik Liverpool ve son olarak 6-0'lık Chelsea mağlubiyetleri takım için şampiyonluğun çok daha sonraki tarihlerde söz konusu olacağını gözler önüne serdi. Avrupa arenasında da Bayern Münih tarafından elenilince elde hedef olarak sadece FA Cup kalmıştı. Totthenham, Everton, Liverpool, Wigan teker teker safdışı bırakıldıktan sonra topçular finalde Hull City'i karşısında buldu. Maçın mutlak favorisi yılların kupa hasretine son vermek isteyen Arsenal'di fakat topçular maça beklenildiği gibi bir giriş yapamadı. ilk 10 dakikada yenilden 2 gol takımda soğuk duş etkisi yarattı. Sıkıntılı dakikalar sürüp gidecek derken Cazorla (sezon içerisinde de kritik anlarda sahneye çıkmıştı) muhteşem bir golle farkı 1'e indirdi. Bu dakikadan sonra Arsenal yüklenirken, Hull ise elde ettiği skoru korumaya çalıştı. Dakikalar 77'yi gösterdiğinde Koscielny skoru eşitlerken artık ibrenin Arsenal tarafına döndüğü aşikardı fakat kalan dakikalarda maçı bitirecek gol gelmeyince uzatmalara gidildi. Dakikalar 109'u gösterdiğinde Ramsey sahneye çıkarak kupayı Emirates'e taşıyacak golü kaydetti. Kalan dakikalarda Arsenal kalesinde büyük tehlikeler yaşansa da korkulan olmadı ve dokuz yıl sonra rüya takımın hayaletleri bi nebze de olsa kulübün üzerinden çekildi.

Lanetin bozulmasına Wenger ile birlikte en çok taraftarlar sevindi
















Takımın önümüzdeki sezon ''yapılması beklenen'' flaş transferlerle daha başarılı olması taraftarların en büyük dileği. Süphesiz yaşanan sakatlıklar ve hücum hattındaki sorunlar olmasa kulüp zirve yarışını son haftaya kadar da sürdürebilirdi ancak genel olarak kötü geçen 2-3 yıldan sonra bu yıl topçular adına dirilişin başlangıcı oldu ve önümüzdeki sezonlarda Gunners fırtınasının sahalarda tekrar esmesi güçlü bir olasılık


12 Mayıs 2014 Pazartesi

Bir Rüyayı Yaşamak

Futbol değişiyor... Araplar, Ruslar, Amerikan şirketleri ve diğer sermayeler her geçen gün satın aldıkları kulüpler üzerinden futbolda daha çok söz sahibi olmaya başlıyor. Manchester City, Chelsea, PSG, Monaco, Zenit ve daha birçok kulübün bu sermayelerin eline geçmesiyle futbolun ruhu da giderek yerini endüstriye bırakıyor. Notthingham Forrest, Liverpool, Arsenal, Sampdoria, Kızılyıldız, Anderlecht, Steua Bükreş gibi mucizeler yaratarak futbolu güzelleştiren birçok takım artık sermaye destekli yeni misafirler karşısında giderek etkisiz hale gelmekte. Elbette bu takımlarda da sermaye desteği mevcut ancak aradaki gözle görülür fark futbolun mevcut durumunu değiştirmek için yeterli oluyor. Bu yıl Premier Lig'deki Liverpool'un şampiyonluk mücadelesi romantizmin sermayeye karşı savaşının resmen sembolü oldu. Sezonun çoğunu Arsenal zirvede götürmüşken bir anda Liverpool kendini liderlik koltuğunda bulmuş ve 24 yıllık şampiyonluk özlemine son vermek için kenetlenmişti. Sonra olanlar ise hepimizin malumu. Mourinho'nun gazabına uğrayan Kırmızılar, Manchester City'nin arkasında kaldı ve bu haftaya kadar süren yarışı kaybederek sermayeye bir kez daha boyun eğdi. Elbette Liverpool içinde de bu sermaye desteği söz konusuydu ancak Suarez, Gerrard, Sterling gibi oyuncuların masalsı performansları ve geçmişten gelen gelenekleriyle Liverpool'un kazanacağı şampiyonluk tüm futbol romantiklerini mutlu edecekti. Ancak yine olmadı. Üstelik her şey filmin başrol oyuncusu Gerrard'ın ayağından kaçırdığı topla başladı. İlahi bir senaryonun gereğiymişçesine kaptırdığı topla şampiyonluğu ellerinin arasından kaçıran Gerard, herşeye rağmen gelenekleri olan bir kulübün kupalarla ölçülemeyecek büyüklüğünün vücut bulmuş hali ve bu efsane son birkaç yıl daha rüyasını yaşamak için yeşil sahalarda olacak...


11 Mayıs 2014 Pazar

Avrupa'da Forma Giyen İlk Türk Futbolcular



Avrupa'da büyüyen Türk asıllı ailelerin çocukları haricinde Türkiye'den yetişip Avrupa futbolunda boy göstermiş oyuncu sayımızın az olması hepimizin malumu. Tugay Kerimoğlu, Emre Belözoğlu, Nihat Kahveci gibi isimlerin başını çektiği jenerasyondan sonra yurt dışına ihraç ettiğimiz futbolcularımız dikiş tutturamamış ve türlü sebeplerle Süper Lig'e geri dönmüştü. Peki Türk futbolunun emekleme yıllarında da durum aynı mıydı ?

Son dönemde Arda Turan'ın Atletico Madrid formasıyla yakaladığı başarılardan hareketle Avrupa'da forma giyen Türk futbolcuların geçmişlerini araştırdık. Ülkemizde çoğunun unutulmaya yüz tutmuş isimlerine iade-i itibar amacıyla nostaljik bir tur hazırladık.


1- BEKİR REFET




Avrupa'da forma giyen ilk Türk futbolcu olan Bekir Refet futbola Fenerbahçe altyapısında başlamış, 1916'ya kadar sarı lacivertli formayı giydikten sonra 1916-1918 arasında Altınordu İ.Y ve 1920 yılında da İttihatspor forması altında futbol hayatını devam ettirmiştir. Sol ayağıyla çektiği etkili şutlarla ''Bombacı'' lakabını kazanan Bekir Refet 1921 yılında Galatasaray formasıyla Avrupa turnesine çıkar. Turnenin Almanya ayağında çıkardığı başarılı maçlar sayesinde Alman kulüplerinin dikkatini çeker ve gelen teklifler doğrultusunda Karlsruher SC'e transfer olur.

2 sezon boyunca Karlsruher forması giyen Bekir Refet, 1923 yılında FC Pforzheim takımına transfer olur. Burada da 3 sezon geçiren Refet 1926 yılında Karlsruher'in o dönem en güçlü takımlarından biri olan Karlsruher FV takımına transfer olur . Bölge şampiyonalarında takımın gol yükünü üstlenir. 1928 yılında takımdan ayrılana kadar gösterdiği performans sayesinde takımın onursal kaptanlarından biri olur. 1928 itibariyle kulübünden ayrılan Bekir Refet, Türkiye'ye dönüş yapıp futbol hayatını noktalamıştır. 7 sezon boyunca Avrupa'da forma giyen Refet, 1924 ve 1928 Olimpiyatlarında Türk Milli Takımı'nın formasını giymiştir.



Bekir Refet, Kicker dergisinin kapağında




2- VAHAP ÖZALTAY





Vahap Özaltay bir Altay efsanesidir. Afrika kökenli bir ailenin çocuğu olan Özaltay, soyadı kanununun çıkmasından sonra soyadını çok sevdiği kulübünden alıp Altay olarak kaydettirmiştir. 1922-1931 yılları arasında Altay forması giyen Özaltay, 1932 senesinde Fransa'nın RCF Paris takımına 55 bin frank değerinde bir parayla transfer oldu. 1933 yılında kulübüyle bazı sorunlar yaşayıp ayrılık kararı alsa da daha sonra geri dönüp 1937 yılına kadar bu takımın formasını giydi. 5 sezon boyunca Paris takımında futbol yaşantısına devam eden Özaltay, 1936'da aynı kulüpte lig şampiyonluğu yaşadıktan sonra 1937'de Türkiye'ye döndü ve antrenörlük yaşantısına başladı. 1954'de Ordu Milli takımıyla dünya şampiyonluğu yaşayan Özaltay, futbolculuk döneminde ise milli formayı sadece birkaç kez giymiştir.

1965 yılında Altay kulübünün kongresinde fenalaşarak geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda eden Vahap Özaltay bugün Altay kulübünün sembol isimlerinden biri haline gelmiş olup Alsancak Meydanı'nda adına bir büst bulunmaktadır.



3- ŞÜKRÜ GÜLESİN







Futbola Kınalıada ve Beyoğluspor altyapılarında başlayan Şükrü Gülesin profesyonel futbol hayatına da Beyoğluspor'da başladıktan sonra 1940 yılında Beşiktaş'a transfer olur. 1944 yılında askerliğini yapmak için gittiği Ankara'da bir sezon kiralık olarak Ankaragücü forması giyer ve askerliğinin bitimiyle birlikte Beşiktaş'a döner. 1950'ye kadar Beşiktaş'ta oynayan Gülesin, bir dönem Beşiktaş'ta teknik direktörlük yapan İtalyan futbol efsanesi Guiseppe Meazza tarafından İtalyan takımlarına tavsiye edilir ve Lazio kulübüne transfer olur. Ancak Lazio'nun hocası Sperone aşırı kilosu ve elverişsiz fiziği nedeniyle onu santrafor mevkiinden başka yerde oynatmak isteyince Gülesin kendi isteğiyle Palermo takımına kiralanır.




Lazio forması giydiği dönemlerde bir antrenman sırasında



 Palermo'da 28 maçta 13 gol atarak kendini kanıtlayan Gülesin, Lazio'ya geri döner ve 51-52 sezonunu 17 golle tamamlar. Bir sonraki yıl ise yabancı sınırlamasına takılınca tekrar Palermo forması giyer 22 maçta 7 gol attıktan sonra İtalya macerasını sonlandıran Gülesin, 80 maç ve 36 gollük bir Avrupa kariyerini geride bırakır.

Ertesi sezon Galatasaray forması giyen Gülesin bir maç oynayıp Beşitaş'a geçer ve jubilesini bu kulüpte yapar. Gülesin'in jubilesi için Lazio takımı İstanbul'a gelmiştir.


Lazio'nun Şükrü Gülesin için İstanbul'a gelişi basında geniş yer bulmuştu



Futbolu bıraktıktan sonra 1957-1961 yılları arası Roma'da yaşayan Gülesin, Türkiye'ye dönüşünden sonra İzmirspor ve Feriköy'ü çalıştırır. 1969'da ise tek maçlığına milli takımın başında antrenörlük yapan Gülesin, 1977 yılında hayata veda etti.



4- BÜLENT EKEN







Galatasaray'ın sembol isimlerinden birisi olan Bülent Eken, kariyerine 1942 yılında sarı kırmızılı kulüpte başladı başladı. Sekiz sezon Galatasaray formasını terlettikten sonra 1950-1951 sezonunda İtalya'nın Salernitana takımına transfer olan Eken bir sezon boyunca 20'den fazla maça çıktıktan sonra bir başka İtalyan takımı Palermo'ya transfer olur. 1951-1952 sezonunda Palermo formasıyla 17 maça çıktıktan sonra Galatasaray'a döndü ve 54-55 sezonunda profesyonel kariyerini noktaladı. 1958-1977 yılları arasında birçok takımda teknik direktörlük yapan Bülent Eken milli takım formasını 13 defa giydi.


5- AZİZ BÜLENT ESEL





1940'lı yıllarda Kırıkkalespor formasıyla futbola başlayan Aziz Bülent Esel, 1951 yılına kadar Ankaragücü, Beşiktaş ve Adalet takımlarının formasını giydikten sonra İtalya'nın SPAL kulübüne transfer oldu. 1954 yılına kadar SPAL formasıyla 80 kadar maça çıkan Esel daha sonra Beşiktaş'a geri döner. Üç yıl Beşiktaş ve bir yıl da Vefa formasını giydikten sonra ise Altınordu'ya transfer olur. Altı yıl boyunca 120'nin üzerinde maça çıktığı Altınordu'da futbolu bırakan Esel 1977 yılına kadar da çeşitli takımlarda teknik direktörlük yaptı.



6- LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS





Futbola Taksimspor'da başlayan Lefter, 1947 yılında efsanesi olduğu Fenerbahçe kulübünden içeriye adım atar ve 1947-1951 yılların arasında sarı lacivertli formayla boy gösterdikten sonra İtalya'nın Fiorentina takımına transfer olur. 1951-1952 sezonunda Fiorentina ile 30 maça çıkan Lefter bir sonraki sezon ise Fransa'nın Nice takımına transfer olur. Bir sezon giydiği Nice formasıyla ile 12 maça çıkan Lefter daha sonra Türkiye'ye geri döner ve tam 11 yıl boyunca Fenerbahçe formasını terletir. 1964'te futbolu bırakmak için Yunanistan'ın AEK Atina takımına transfer olur ve 5 maçta 2 gol attıktan sonra kariyerini noktalar.

Futbolu bıraktıktan bir yıl sonra teknik direktörlüğe başlayan Lefter 1965 yılında Egaleo'yu çalıştırdıktan sonra ertesi yıl Güney Afrika'nın Super Sport United takımını çalıştırır. Kara kıtada bir sezon kalıp Türkiye'ye dönen Lefter, Samsunspor, Mersin İ.Y, Boluspor, Sivasspor ve Feriköy gibi takımları çalıştırdı.

1948 Olimpiyat Oyunları, 1949 Akdeniz Oyunları ve 1954 Dünya Kupası kadrolarında yer alan Lefter, 45 maça çıktığı milli forma ile 20 gol attı.


7- LEMİ YERLİ




1940'lı yıllarda Karşıyaka formasıyla kulübün efsaneleri arasına giren Lemi Yerli, Altay'ın efsane futbolcularından olan Vahap Özaltay'ın bir zamanlar formasını giydiği RFC Paris kulübünde forma giymiştir. Vahap Özaltay'ın bizzat aracı olduğu transfer sonrası 1951-1954 arasında futbol hayatına bu kulüpte devam eder. Aynı yıllarda Nice forması giyen Lefter ile karşılıklı mücadele de eden Lemi Yerli 1954 yılında Türkiye'ye geri döndü.


8- FERİDUN BUĞEKER





Profesyonel kariyerine Fenerbahçe'de başlayan Feridun Buğeker 1955 yılına kadar sarı lacivertli formayı giydikten sonra eğitim için gittiği Stuttgart'ta şehrin ikinci büyük takımı olan Stutgarter Kickers forması giydi. Tam altı yıl bu kulüpte futbol hayatına devam eden Buğeker 1961'de Fenerbahçe'ye döndü. 1963'de ise Göztepe'ye transfer olan Buğeker, bu kulüpte futbolu bıraktı. Feridun Buğeker 1954 Dünya Kupası'nda Türk  Milli Takımı'nın kadrosunda yer alırken tam altı defa da milli formayı terletti.


9- ÖZCAN ARKOÇ




Profesyonel kariyerine Vefa'da başlayan Özcan Arkoç 1958-1962 arası Fenerbahçe, 1962-1964 yılları arasında ise Beşiktaş kalesini koruduktan sonra Austria Wien takımına transfer oldu. Üç sezon boyunca 113 maça çıkan Özcan Arkoç buradan Almanya'nın Hamburger SV takımına geçti ve tam yedi yıl boyunca Hamburg'un file bekçiliğini yaptı. 159 defa giydiği Hamburg formasıyla futbola veda eden Arkoç daha sonra Hamburg, Wormatia, Holstein ve Kocaelispor'da teknik direktörlük yaptı.


10- COŞKUN TAŞ



Kariyerine Aydınspor'da başlayan Coşkun Taş, 1952 yılında transfer olduğu Beşiktaş'ta 1959 yılına kadar forma giydi. 1959'da ise Almanya'nın Köln takımına transfer oldu. Köln formasıyla iki sezon geçirdikten sonra 1961'de  Bonner SV takımına transfer olan Coşkun Taş, bu kulüpte geçirdiği bir sezonun ardından futbol hayatına nokta koydu. Milli takım ile 1954 Dünya Kupasına giden Taş, milli formayı üç defa terletme şansı buldu. Futbolu bıraktıktan sonra antrenörlük yapmaya başlayan Coşkun Taş 1970'de TuS Lindlar ve 1971'de Viktoria Köln takımlarını çalıştırdı.


11- CAN BARTU






1956-1961 yılları arasında oynadığı Fenerbahçe'de efsane haline gelen Can Bartu 1961-1962 sezonunda Fiorentina'ya transfer olur. Bu kulüpte Glasgow Rangers ile oynanan Avrupa Kupası final maçına çıkan Bartu, Avrupa kupalarında final gören ilk Türk oyuncu olur. Fiorentina ile bu sezonda 14 maça çıkan Bartu daha sonra Venezia kulübüne transfer oldu ve bir sezon da bu kulübün formasını terletti.




Can Bartu, Panini çıkartmalarında da boy göstermişti


Venezia'da 30 maça çıkıp 8 gol atan Can Bartu bir sonraki sezon tekrar Fiorentina'ya geçer. Bir yıl daha formasını giydiği Floransa ekibinde 10 maça çıktıktan sonra 64-65 sezonunda Lazio'ya transfer olur. 1967'ye kadar Lazio forması giyen Can Bartu çıktığı 47 maçta 5 gol atar. İtalyan taraftarları ''Sinyor Bartu'' diye çağırdıkları futbolcu 1967'de Fenerbahçe'ye geri döner ve 1970'de sarı lacivertli formayla futbolu bırakır. 26 kez milli formayı giyen Bartu aynı zamanda basketbol milli takımında da vazife yapmıştır.


Lazio formasıyla Roma'nın mavi yakasında


12- METİN OKTAY





1955-1961 yılları arasında Galatasaray formasıyla gösterdiği performansla adını tüm nesillere duyuran Metin Oktay 1961-1962 sezonunda İtalya'nın Palermo takımına transfer olur. Palermo formasıyla çıktığı maçlarda oldukça parlak performans göstermesine karşın Türkiye'ye ve Galatasaray'a duyduğu özlem nedeniyle Avrupa kariyerini 12 maçla sınırlandırır ve Galatasaray'a geri döner. Tam yedi yıl daha sarı kırmızılı formayı giyen Metin Oktay kulübün efsanesi olur.





13- ŞÜKRÜ ERSOY




1949 yılında Vefa'da başladığı kariyerini Ankaragücü'nde devam ettirip 1954-1962 yıllarında ise Fenerbahçe kalesini koruyan Şükrü Ersoy 1962-1963 sezonunda Salzburg'a transfer olur. 1954 Dünya Kupası'nda milli takım kadrosunda yer alan Şükrü Ersoy 1964 yılında Salzburg formasıyla futbola veda etti. Futbolu bıraktıktan sonra Türkiye'de antrenörlük yapmaya başlayan Ersoy Fenerbahçe, Trabzonspor, Altay, Balıkesirspor ve Denizlispor gibi takımlarda görev yapmıştır. Şükrü Ersoy milli takımın kalesini ise sekiz defa korumuştur.